Yüreğime düştüğünden beri okyanusların dalgaları gibi çarpıyorsun ruhuma. İçimde bir titreme midem ve boğazım arasında heyecanın aksülameli gittikçe dayanılmaz bir hâl alıyor. Zamansız yağan sağanak gibi ıslanıyorum ve üşüyorum. Gökkuşağı açar mı bilmiyorum gökyüzümde. Yağmur yüklü bulutun saçılan suları gibisin. Bir türlü açmak istemiyorum şemsiyemin kanatlarını. Islanmak har’ımı söndürmüyor. Bedenim büzülüyor çığlıklarım yankılanıyor dipsiz kuyularımda. Bu coğrafyanın kentindeyiz ve yürek han’mın kırılmış kapısından bir harami gibi girmeni düş’lüyorum.   Flu bir sandık içine kilitlemek istiyorum ikimizi. Umarsızca cüretkar hadsiz lakin yürekten diliyorum seni. Korkularıma rağmen militanca savaşmak ve kazanmak istiyorum. Esir düşürmek değil niyetim esirin olmak. Nefesini boynumda hissederken ellerini kenetlemek, gözlerinin gözlerime değdiğinde eriyen buz misali yok olmak koynunda.

Okyanuslara açılmış bir yelkenlinin, az sonra fırtına da dağılacak olması gibi felaketlere sürüklenmeye razıyım. Bedenimizin suyun derinliğine inerken ellerimizin kenetlenmesi ve ruhumuzun gökyüzüne uçarken sarılması  kafi gelir. Birlikte huzura varmak yüzündeki tebessüme yansımak en büyük saadet. Gülüşü güzelim. Bakışı sükutum. Ellerin gücüm, varlığın kalkanım.  Yüreğime düştüğünden beri tanrıya daha çok sığınıyorum. Daha çok seviyorum. Ademin Havva’nın elma ağacının gölgesine düşürdü bizi. Yediğimizde sürecekler bizi. Biliyorum biliyorum ama korkmuyorum.  Elmayı dişlerken alacakaranlıkta günün ağarmasını birlikte izleyeceğiz. Rüzgar soluklarını değdirecek dudaklarıma. Daha güçlü sokulacağız. Kavimlerin gücü  yağacak üzerimize.

Masallar da geçen uyuyan prensesin etrafı gibi çalılıklar kaplı dünyama girdiğinden beri baharlar açtı pencerelerimde. Geniş vadiler görüyorum gelincik çiçekleri ile örtülü. Meyveler sarkıyor dallarından ağaçların. Uçlarında çaputlar bağlı. Hepsinin dileği benim ve senin “biz” olması.

Yıldızları izlemek ne hoş olurdu. Sırtımız toprakta ellerimiz iki yanda birbirine değiyor. Özgürce koşacak gibi simli geceye parıltıları göz kırpıyor. Fısıldıyorsun sihirli sözcüklerini. Gökyüzü aralıyor kapılarını. Koluna alıyorsun, saçlarımda papatya demeti , göğsünde adım mühürlü. Pembe gül yaprakları serpiliyor üzerimize. Kuşların kanat sesleri ötüşlerine senfoni… Umursamadan dünyanın insanlarını iki kişilik bir düğün bu. Birbirimize  söz’ünün nişanı.

Yağmur yağıyor üstüme. Herkes uykuda. Yüreğimin üşümesi titretiyor kalemimi. Tükenmiş yalnızlığım ve sensizliğim boğuyor geceyi. Martı sesleri karanlığı yararcasına yırtıyor.  Teessürlerim hiddetleniyor. Ne gariptir insan olmak! Kederden sevince heyecandan sükunete geçmek hiç de kolay olmuyor. Köpürerek akan ırmak misali dallarımı kırarak dökülüyorum denizlere…

Sesine yandığım sevdiğim, yüreğimde yeni bir dünya açtın. Hangi eve gitsem tuğlaları kırık, sıvaları çatlak, çatısız … Bahçeleri kurak, suları çamurlu…

Tut ellerimi. Yeşersin dünyamız…

Esra KARACA

1 Yorum. Yeni Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü