Nuriye nine, hafif kambur sırtı, çukurlarına kaçmış yorgun gözleri ve yaşlı bedenine rağmen bir genç kız gibi davranırdı.Eşi Niyazi’nin, mevsimlik işçi olarak sebze toplamaya gelen, kızları yaşındaki Asude’yi kaçırıp evi terk etmesi, Nuriye’nin ruhunda onarılmaz yaralar açmıştı. Zamanla düz çizgi haline gelmiş dudaklarına parlak renkli rujlarını sürer; eprimiş kıyafetler giyer;eşinin geri döneceği umuduyla zamanının çoğunu köhne evinin bahçesinde geçirirdi.

Asude, iyi bildiği köhne bahçenin ahşap kapısından içeri girdiğinde, aceleci bakışları yaşlı kadını aradı.İki kadın bodur elma ağacının altında karşılaştıklarında, yaşlı kadın, Asude’yi, kızıl saçları ve iri yeşil şehla gözlerinden hemen hatırladı.Kısa süreli şaşkınlığın ardından, bir eliyle desteklediği kambur sırtını  dikleştirmeye çalışarak;

  • Yolunu şaşırdın galiba beklediğim sen değildin.
  • Beklediğin mi ! O… Niyazi….yok artık… öldü.Haberin olsun istedim.

Asude beklenmedik ve hızla gelişen olayları ard arda anlatıyor, ağzından çıkan her acı kelime ok oluyor, yaşlı kadının o anda sağır duvarlarına çarpıp çarpıp geri dönüyordu. İki metruk bina gibi öylece durdular bir süre. Yaşlı kadın, posta güvercini kıvraklığında haberi verip uçarmışçasına uzaklaşan genç kadını donuk bakışlarla izledi.Kendi yaşıtları bir köşede ölümü beklerken, o; genç ruhunun yaşama arzusu ile Niyazi’nin – eşinin kendisini başka köylü kızı için ilk terk edişi değildi- bir gün kendine döneceği düşüncesine umut bağlamıştı.Bedenini-adeta üzerine ağırlık boşaltılmış gibiydi- titreyen dizleriyle güçlükle sürükleyerek, evinin önündeki sallanan sandalyeye zor attı.Sandalyenin içinde kaybolmuşçasına küçüldü,dudakları dişsiz ağzının içine kaçmıştı,ağzı kıpırdıyor, konuşuyor gibi gözükse de, sesler kelimelere dönüşemiyordu. Teneke alaşımlı yüzüğünü eliyle çıkarıp sımsıkı kavradı, parmağını sıksa da ilk defa çıkarıyordu gönül halkasını…Hiçbir acı, ruhunu terk etmemiş sadece hafiflemişti;ama şu an hissettiği çok farklıydı,bu duygu birden enkaz haline getirdiği bedenine yanardağ misali lavlarını hep akıtacak, bu alevler sönmeyecekti.

Sallanan sandalyenin etkisiyle, yaşlı yorgun gözleri tüm ağırlıyla kapandı, uyku küçük ölümdür diye düşündü öncesinde, “ Hep seni bekledim, şimdide sen bekle Niyazi, geliyorum” elindeki teneke yüzlük yere düştüğünde, çimenlerdeki iki kuş gökyüzüne doğru havalandı, müjdelercesine.

 

1 Yorum. Yeni Yorum

Faruk bilici için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü