İngilizce olarak yayınladığım ilk şiir romanımın adı, ‘Write Out Your Drops’, yaklaşık bu anlama geliyor Türkçe’de.
Tabi bu başka ifadelerimizi de çağrıştırıyor benim gibi Amerika’da yetişen, kırık Türkçe’li birine (Yani, eminim ifade ya da atasözü olarak daha niceleri de vardır, ama ben Türkiye’de hiç okumadığım için bilgim sınırlı bu konuda).
‘Damlaya damlaya göl olur’….‘Su akar yolunu bulur’
Bu son 2 atasözünü, mesela, her ne kadar ben yazmamış olsam bile, onlar da esasında hem şiir kitabıma uygun olurdu, hem de hayat hikayeme.
Şu günlerde başarılı ilk kurgu romanım, Norveç’te geçen gizemli ‘The Catalyst’ ardından (Türkçe tercüman bulabildiğimde okurlarla ‘Vesile’ olarak buluşması hedeflerimin arasında) talep üzerine ikinicisini yazmaktayım: ‘The Penance (Kefaret)’
Ama aynı zamanda ikinci şiir kitabımı da neredeyse ondan önce tamamlamak üzereyim.
Eveeet.
‘Damlayan’ mürekkep ‘damlalarıma’ kardeş geliyor: ama bu sırf şiirsel bir kardeş olmayacak. Sonbaharda yayınlanması kısmetse hedeflenen ‘A Centered View: Set Free Your Flow’ (Ortadan Bakış: Akışını Akışına Bırak) farklı temasal şiir bölümlerinden oluşmakta. Ancak her bölümde bu seferki şiir kitabım biografik makaleler de içermekte.
Çift kültürlü büyümenin zorlukları bazlı olan çalışmamda, özel ilişkilere, eğitim bölümü/kariyer ve arkadaş seçimlerimize, çeşitli hem günlük hem siyasi davasal/ailevi mücadelerimize ve sanatsal/ruhsal ‘akış’ımıza deyineceğim yeni kitapta.
Bazı yakın arkadaşlarımın bile bilmediği, hayatımdan bazı Türkiyedeyken tanımış olduğum siyasetçilerden tutun, ailemin köklerinden ve duyarak yetiştiğim sözler, Amerika’ya çocuk olarak ilk geldiğim senelerde yaşadığım travmatik hikayelere kadar bir çok ‘damlamı’ akıtıyorum şu aralar.
Tıpkı, kızıma orta isim olarak verdiğim, ve kendi ismimi de anımsatan ‘Su’ gibi akmasını, ve evlilik soyisimim gibi ‘akın’ etmesini hedefliyorum insanlarımızla paylaşarak.
‘Hayatımı senariste anlatsam muhteşem bir film olur- ya da kuvvetli bir dizi’ diyenlerimiz çoktur, hep duymuşuzdur. Bende bunlardan biriyim. Her ne kadar romanım ‘Catalyst’in film olabilmesine inancım çoğunlukla beni tanımayan bile (yani iltifat olarak değil de gerçek yorum olarak okurlardan aldığım yönlendirmelere göre) yüzde bin beş yüz olsa da, kendi hayat hikayemin film olması elbette absürd. Meşhur falan değilim- başarılı bir öğretmen ile okurları tarafından sevilen yazar olmaya devam edebilsem bile bu şekilde kısmet ise hayatıma: bu yeter benim için.
Ancak, benim hayalim budur. Çocukluğumdan beri Amerikalı Türkler adına hep hayaller kurmuşumdur. New York’ta yetişirken, annemin iki dönem ‘Amerika Türk Kadınlar Birliği’ başkanlığı ‘vesile’si olarak edindiğim sosyal ve Birleşik Milletler binasının gerek çevresinde gerek içerisinde tecrübeler bunu bana hep göstermiştir.
‘Ermeni iddialarına’ karşı Times Meydanında Türkiyenin imajı için konuşmalar yaparken… Türk günü yürüyüşünde iki kere bir float üzerinde tacımla ‘yürüyüş prensesi’ olarak el sallarken bir avuç yabancı lobi gruplarının Türkleri yuhlamak üzere bir köşede hep beklerken onlara barışçıl olarak inadına gülümserken…New York Üniversitesinden Yüksek Lisansımı mevcut hükümetimizin başörtülü/başörtüsüz eşitlik adına kadınlar için yaptığı çalışmaları desteklerken… Nereden bilebilirdim bir gün eylemsiz/aleyhinde herhangi bir delilsiz, sırf 15 Temmuz gecesi ofisinde bir iki iftiracı ifadesine göre ‘tarafsız/neutral’ şeklinde durduğu söylendiği için 5 senedir içerde olan kurmay subay eşimi alan/ kızımı yalnız ve babasız büyütmeme sebep olan, kalbimi en çok kıran- oysa her yaz uçakta ağlayarak geride bıraktığım, bağrıma bastığım, bir zamanlar çok sevdiğim ülkem olacağını?
Üniversitede Siyasal Bilgiler okur iken, bir gün siyasal mağdur olacagımızı? Aileme haksızca yaşatılan bu adaletsizliğin- beni ‘tutuklu eşi’ olduğum için bebeğim kucağımda havalimanında uçağımdan geri çeviren- herkes önünde küçük düşüren, sonra da tekrar yurtdışına çıkabilip ailemin yanına New York’a geri dönmem için 4, 5 ay bebeğimle Emniyet Müdürlüklerinde geçirmeme sebep olacak olan Türkiyemin olacağını nereden bilebilirdim?
Ben yinede Türkiye için- imajımız dünya çapında yücelsin diye- halen çabaladım. Bunu bir ‘kahraman’ olmak için de yapmadım ayrıca. Twitter da , You Tube da tabiki yaşatılan haksızlıkları paylaştım. Ama bunu yaparken hükümete küfür, hakaret yağdırmadım. ‘Gerçekten içerde kurular var mı yok mu ben bilemem tarihte şu etapta, ama varsa bile onların yanında bunca yakılan yaşlar niye? Arap ülkelerinde yetim/öksüz bırakılan çocuklara ağlanırken neden kendi çocuk vatandaşlarımız katil olmayan/ hapis hak edecek suç işlememiş olan anne babalarından ayrı bırakılıp, piskolojik zedelenmelerle tek büyütülsünler ki?’ düşüncem ile sadece hep paylaştım.
Sebebi? İçimdeki ülke sevdam zedelendi, doğru. Ama sevgi böyle birşey sanırım. Zedelensede, gerçek ise yüreğimizin bir köşesinde alevlenmeye devam eder. Kıvılcımı kısılmış olsa bile.
Ve ben- her milli maç ta Türkiye kazansın diye duygulanan, dünyada Türkleri kötü örneklerle genellemelerinden ziyade başarılı faydalı işlerde tanınmış kişiler ile tanısın yabancılar istedim. Kitaplarımı İngilizce yayınlamamın sebebi de bu oldu. Tabi biraz da Türkçemin roman dilinde yazabilmem için yetersiz kaldığı için, ve İngilizce kendimi sanatsal olarak daha rahat ifade ettiğim için.
Eveeet. ‘Set Free Your Flow’ da bunlardan bahsediyorum. Daha fazla güzel kafanızı bunaltmayım, sevgili okur. Makalemi güzel bir not ile bitirmek istiyorum.
Lakin, yayınlanacak olan kitabımda da bu ‘damlam’ yer almakta- ‘damlaya damlaya’ insan olarak hepimizin oluşturduğu bu koca hayat okyanusunda bir parçam, bir katkım olarak.
Ebeveynliğimi ele alalım, mesela. Kızım Dalya İstanbulda doğdu ve orada etrafımda hep yemek yemeye başladığından beri ona ‘besin’ olarak pekmez yedirmem önerilmesine rağmen- sevmedi, sevemedi. Ama ‘besin’ olarak onu büyütürken en çok faydasını gördüğüm, daha çok Amerikalıların favorisi olan avocado ile büyüttüm, ve çok sevdi (Tek başına değil- armut ve ceviz rendelerdim hep ve tatlanırdı).
Bir yandan pekmez, bir yandan avocado.
Bir taraftan ‘Damat Halayı’, bir yandan ‘ Desperado’ ile ‘Despacıto’
Bir yandan doğu, bir yandan batı.
Harmanlamaya çalıştım. Bazen başarabildiğimi düşünüyorum, bazen başaramadım. Çift kültürlü olmamın bir çok zorluğunu halen yaşamaktayım, ve eminim- illa sırf benim gibi ‘Amerikalı Türk’ olanlar değil de, mesela ‘yarı Türk/yarı Rus’, ya da, anne tarafı doğulu ama baba tarafı Karadenizli, mesela- genelleme örnekler olarak- bu tarz ikilikler arasında yetişen başka okurların da benim ‘AKIN’ımı okurken keyif alabileceklerini ümid ediyorum.
Konuşa konuşa açıldığımız söylenir, bilirsiniz.
Laf lafı açar deriz….Kahve bahane/ sohbet şahane, deriz….Ya da…’Aman, bizim zamanımızda terapistler mi bu kadar vardı- herşeyi güvenerek dostlara anlatırdık rahatlardık, onlar da dinlerdiler. Şimdi nerdeee…kimsenin zamanı yok ki’, diyoruz bir çoğumuz. Öyle değil mi?
Ben de biraz ‘yaza yaza’ deşarj olur iken, öteki yandan başkalarının da benim gibi yaza yaza- özellikle ellerinden geldiği kadarıyla İngilizce yazarak- hem deşarj olsunlar, hemde yaşadıkları ne varsa- bunların bir sebebinin olmuş olduğunu hissetsinler istiyorum.
Eee, lakin, ne der ‘The Catalyst’ romanımdaki baş erkek karakterimiz, Finn Du Feu? ‘There is no such thing as coincidence (Tesadüf yoktur)’
Hayat paylaşılınca güzeldir. Ben buna inanırım. Paylaşın. Okuyun. Yazın. İçinizdeki ‘akışı’ özgür bırakın…Damarlarınızda her gün rahatça akan kanınız gibi, bırakın ruhunuzun ahengi de aksın.

Sevgiler,
Selin Şenol-Akın
www.selinsenolakin.com

1 Yorum. Yeni Yorum

  • Canım ingilzce yazmak çok isterdim ama maalesef benim eksikliğim yeternce öğrenmek için çabalamadım da… Senin yazılarını twetlerini okuyorum. Azmine hayranım. O kadar yazmak söylemek istediğim cümleler var ki… Burda elimiz kolumuz bağlı ve haksızlığa o kadar sessiz bırakıldık ki zaten biliyorsun. o kadar acı ki kendini ifade etmene rağmen hayır sen suçlusun fetöcüsün iftiralarına maruz kalmak. Sadece suçlu ile suçsuz ayrılsın istedik. Ben Avrupa insan hakları mahkemesine başvurmam devletimi elalemlere şikayet edip itibarını mı düşüreyim diyen bir adamın 5 yıldır sabırla gerçeğin ortaya çıkacağına inanan bir vatansever subayın bir babanın ailesine çok hayırlı bir evladın kardeşin iyi bir eşin sesine kulak tıkayankardan yine de adalet bekliyoruz. Biz ülkemizi çok seviyoruz. Tek bir karışına zarar vereceğimize ölmeyi tercih edecek kadar vatanseveriz. Biz masumuz ve bizi görün. Demeyi bunları bir yerlerde paylaşmayı o kadar istedim ki … Yapamadım. Sen bunu yapabiliyorsun ve suçsuzların sesi oluyorsun. Ama biliyorum ilahi düzen gelecek ve adalet yerini bulucak. Evet zaman geçiyor geçmekte ve giden yıllarımız. Varsa bu ülke için diyet ödemek suçsuzluğumuzu bile bile varsa bu ülke için ödenecek bedel seve seve can feda ama bizim gibileri ne olur harcamayın. Yaşın yanında daha fazla kuru da yanmasın. Biz Türkiye aşığıyız. Selincim hem öğretmenlik hayatında hem de yazarlık şairlik kariyerinde muvaffak olmanı temenni ediyorum. Dalya ve Akın sana şans getirsin sevgilerimle…

    Cevapla

yeliz özcan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü