Günün ilk ışıklarında ormana dalmış, ellerim cebimde bu dört saatlik yürüyüş sonunda
hafiflemeyi umarak yürüyorum. “ Sil baştan mı? Hep başa sarmak mı? “ sorusu çözülmedikçe
bu durum beynimin içinde ağırlığı gittikçe artan bir kütle haline geliyor.

Sen misin bunu diyen,ayağım takılıp yüzükoyun dere kenarına düşüp sudaki aksime bakıyorum. Az sonra arkamdan
gelen “ Beybaba iyimisiniz?” diyen yirmili yaşlarda olduğu anlaşılan bir genç çifte dönüp nasıl
baktıysam, uzaklaşmaları da aynı anda oldu. “ Beybabaymış…beyi kalsın, baban senin …”

Tekrar sudaki aksime döndüm.Haksızda sayılmazlar hani…

Yaş ellibeş, saç ve sakal kırlaşmış,
numaralı gözlük burnuma kaymış, Süpermen gibi göklerde değil, basbayağı sürüngen gibi…
Hangi ara bu noktaya geldim. Bir zamanlar genç bayanların önünden biryetmişbeşlik boy, kara
kaş ve gözlerle arzı endam ettiğimde, arkamdan yağız delikanlı derlerdi, şimdi ise beybaba…
Üzerimdekiler ile birlikte beynimdeki düşünceleri de silkeleyip birkaç adım attım; o anda
iki su kaplumbağasından taşın üzerinde olanı güneş banyosu yapıyor, bir diğeri beni görmüş
olacak ki boynunu içeri çekerek gizlenmeyi tercih ediyor .Evet dedim küçük sevimli şeyler, ben
de bu yüzden buradayım, yürüyüş sonunda hanginiz olmayı seçeceğim bakalım…

Önümden hızlı tempoyla yürüyüp uzaklaşan iki delikanlının konuşmalarından, bekarlıktan
dem vurdukları anlaşılıyor. Ben de bir zamanlar bekar bir arkadaşıma “Evde kaldın…”
demiştim. O da bana “ Ben istediğimde içeride ya da dışarıdayım. Asıl sen eşinin
kıskançlığından evden çıkamıyorsun, bu durumda evde kalan kim acaba? Demişti… Sevmeyi
mülkiyet duygusu ile sahiplenme olarak görüp evi hapishaneye çeviren bizler değil miydik?…
İçeridekiler, dışarıdakiler… Biz içeridekiler kaç kişiyiz? Sayamayacağımız kadar çoğunluğuz…
Hesaplayayım bakalım…
Sadece insanların mı? Doğanın da yenilenmeye ihtiyacı var…Tomurcukları patlamış
ağaçlar…Ana kuşun gagasındaki yiyeceği; henüz yeni doğduğu anlaşılan yavru kuşların sürekli
iştahlı açık ağızlarına bırakması…Göletteki çiftleşme dönemindeki kurbağaların senfoniyi
andıran sesleri…İlkbaharda yaban hayat canlanıyor…
Hayvanların özgür yaban alanları…
Ya bizim yavan hayatlarımız…
Geçen zaman ve geri kalan hayatlar… Hayatım…

Ellerim cebimde başladığım orman yürüyüşümün sonu geldi…Ama ruhumu cebime koydum
Ve bir daha üzmemeye söz verdim.

Songül YILDIZ

Çizim: Cihangir YILDIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü